Yüreğinin peşinden gittikçe hep zarar eden bir garib bir insan olarak tanımlıyorum Ramazan Seydaoğlu'nu...
Kendini insan olarak tanıdığından bu yana içinde hep bir eksiklik hissetti. Okudu, adam oldu. Bu arada 4 tane de dergi çıkardı, yönetti ve hesabına gelmeyince kapılarına kara birer kilit vurdu. Ha 4 tane de kitabını yayınladı. Okumuş adam olmuştu ya, bu arada çok şey öğrenmesi gerektiği halde devlet eliyle öğretmen olarak atandı. 18 yıl normal sınıflarda devam ederken hayatın cilveleri onu dalından uzaklara sürdü. Döndü geldi gurbetini yaşadığı dünyanın en güzel kentine ve orada özel eğitim gerektirenlerle vakit geçirmeye başladı. Çocuklara, büyüklere ve kendini hep çocuk kabul edenlere masallar okudu. Masallarla yol almaya devam ederken bir masala konu olduğunun farkına varmadı bir türlü..
En güzel şiirini bulma umuduyla hep arayış içinde kaldı. Ve umudunu hiç yitirmediğini söylüyor...